ERDOĞAN TOPRAK erdogan.toprak@erdogantoprak.com.tr  
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU - 12 EYLÜL 2017
 

CHP İstanbul Milletvekili, Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak’tan Türkiye ve Dünya gündemine ilişkin Haftalık Değerlendirme Raporu - 12 Eylül 2017
1.         Geçtiğimiz yıl TBMM’den bir gecede geçirilen yasayla kurulan Türkiye Varlık Fonu (TVF) için gündeme getirilen iddialı beklentilerin hiç birisi gerçekleşmedi.
15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen OHAL rejimine dayanılarak çıkartılan KHK ile bir günde Ziraat Bankası, Halk Bankası, PTT, Türksat Uydu, Milli Piyango, Botaş ve daha birçok önemli kamu varlığının devredildiği Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) bugüne kadar ne yaptığı, bilançosunun ne halde olduğu bilinmiyor. TVF’deki yönetim değişikliği, şeffaflıktan yoksun ve denetimden kaçırılarak oluşturulan bu yapılanmada, iktidar içindeki bir mücadelenin, ulusal servetin yönetilmesi ve paylaşımındaki bir kavganın işareti. Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlık arasında var olduğu öne sürülen uygulama ve yönetim anlaşmazlıkları ülkemizin en değerli varlıklarının hangi siyasi hesaplara kurban edileceği konusundaki kaygıları da artırmaktadır.
2.         Türk yargısı rüştünü ortaya koyup, dosyaları kapatmak yerine, adilane bir yargılama yapabilseydi, bugün New York Mahkemesi’nde Türkiye yargılanıyor olmayacaktı!
Türk yargısına intikal eden 17-25 Aralık 2013’teki rüşvet ve yolsuzluk davalarının üstü, hükümet tarafından örtülerek “komplo, darbe” gibi iddialarla, gündemden çıkartılıp, yargıçlar, savcılar değiştirilerek takipsizlikle sonuçlandırıldı. Şimdi, ABD’de devam eden Rıza Sarraf davasına eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve Halkbank eski genel müdürü Süleyman Aslan’ın da dahil edilerek, tutuklama kararı verilmesi, ülkemiz ve yargımız adına onur kırıcı bir durum. Kaldı ki, burada yargılanan, eski ekonomi bakanı, eski kamu bankası yöneticileri, TC kimliği taşıyan İran asıllı bir işadamı değil Türkiye’dir. Olayı bu açıdan görmek durumundayız. Benzer bir davada geçtiğimiz hafta 4 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan Erdal Kuyumcu hakkındaki karar, muhtemelen Sarraf davası için de emsal olacaktır.
3.         25 Eylül’deki Bağımsızlık referandumu öncesinde Barzani’nin, statüsü tartışmalı Kerkük konusunda yaptığı açıklamalar, referandum sonrası bölgede çatışmaların başlayabileceğini gösteriyor!
Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (KIBK) Başkanı Mesut Barzani’nin 25 Eylül’de yapılacağını ilan ettiği bağımsızlık referandumu öncesinde bölgede gerilim giderek tırmanıyor. “Her Kürt Kerkük için savaşmaya hazır” diyen Barzani’nin bu açıklamalarına karşın, Türkmenler ve Araplar, Kerkük’te referandumu boykot kararı aldı. Referandumun en kritik ve tartışmalı bölgelerinden birisi Kerkük olacak. Bunun yanı sıra Musul’un Kuzeyinde de IŞİD’ten kurtarılan bölgelerde referandum yapılması kararı Erbil yönetimiyle, Bağdat yönetimi arasında sert tartışmalara neden oluyor. Barzani ve Talabani güçlerinin Kerkük ve bölgedeki Kürtler dışındaki etnik gruplara karşı birlikte silahlı çatışma hazırlığında olmaları, süreci daha da kritik hale getiriyor.
4.         Referanduma karşı çıkan ve Bağdat yönetimine destek veren İran’ın, Kuzey Irak sınırına olağanüstü boyutta asker yığmaya başlaması kaygı yaratan bir gelişme!
Son dönemde dikkat çeken gelişmelerden birisi Irak-İran sınırında ve özellikle de sınırın Kuzey Irak-İran bölgesinde yaşanıyor. İran yönetimi bir yandan 25 Eylül referandumunun zamanlamasının yanlış olduğunu, iptal edilmesi ya da ertelenmesi gerektiğini dile getirirken, diğer yandan da İran-Irak sınırının Kuzey Irak bölgesine yoğun bir şekilde askeri yığınak yapıyor. İran’ın bir yandan Irak sınırına askeri yığınak yapması, diğer yandan da kendi kontrolündeki Lübnan Hizbullahı’nı IŞİD ile anlaştırarak, Lübnan’daki IŞİD’lilerin Irak sınırına dönmesine zemin yaratması, bir anlamda Kuzey Irak’ın doğudan ve güneyden kuşatılması anlamına geliyor. IŞİD’in çok fazla etkili olamadığı Kuzey Irak’a şimdi bu yolla yaklaşması İran’ın bağımsızlık referandumuna karşı tavrının çok sert olduğunu, gerekirse IŞİD’i bile devreye sokabileceğini gösteriyor.
5.         Hizbullah ile IŞİD arasındaki ateşkes anlaşması uyarınca, IŞİD militanları ve aileleri otobüslerle konvoylar halinde Lübnan-Suriye sınırından, Irak sınırına nakledilmeye başlandı.
Lübnan’da Hizbullah-IŞİD arasındaki sürpriz anlaşmasının ardından, Suriye’de ve Irak’ta peş peşe yenilgiler alan IŞİD’in milislerini ve ailelerini Irak-Suriye sınırına taşıma kararı ilginç bir gelişme. Bunun yanı sıra, Suriye ordusunun ele geçirmek üzere olduğu Deyr ez Zor’daki üst düzey IŞİD komutanları ve ailelerinin operasyon öncesi ABD tarafından tahliye edildikleri ortaya çıkarken, bu gelişmeler, ABD’nin Suriye Ordusu’nun peş peşe elde ettiği kazanımlar sonrasında, IŞİD’e karşı, sahada yeniden taktik ve strateji değişikliğine gittiğini akla getiriyor. Uluslararası koalisyonun hava desteği ile Irak Ordusu, Haşdi Şabi ve Kürt Peşmerge güçlerinin kara saldırısıyla, Musul’dan çıkarılan IŞİD, bilindiği gibi son olarak Telafer’i de kaybetti. Irak ordusu örgütün elindeki Havice kasabasını da kurtarmak için gün sayıyor.
6.         Türkiye ile ilişkilerin askıya alınması, müzakerelerin kesilmesi konusunda diğer AB ülkelerinden gelen farklı çıkışlar, Almanya’nın amacına ulaşamayacağını gösteriyor.
Türkiye’nin AB’den uzaklaştırılması ve dışlanması sürecinin, Almanya’nın beklentileri doğrultusunda gerçekleşmeyeceği, son yapılan toplantılar ve açıklamalarla ortaya çıktı. AB Dışişleri Bakanları, müzakerelerin askıya alınması kararının yanlış olacağı görüşünde… Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ve Yunanistan Başbakanı Çipras’ın açıklaması da bu yönde. Macron ve Merkel “İyi polis-kötü polis” görev paylaşımıyla birbirlerinin açıklarını kapatma yoluna gidiyor. Bu aşamada hükümetin yapması gereken, aksine AB ile ilişkileri güçlendirecek adımları peş peşe atmak, AB’yi de vaat ettiği adımları atmak zorunda bırakmak olmalı.  
7.         Almanya-Türkiye geriliminde; kısasa kısas yaklaşımları dış politikayı, diplomasiyi basitleştirdiği gibi, inandırıcılık ve güven açısından sorgulanmayı da beraberinde getirecektir!
Alman hükümeti, Türkiye’ye yönelik seyahat uyarılarının içeriğinde daha kapsamlı değişikliğe giderek, Türkiye’ye gidenlerin “nedensiz şekilde, siyasi suçlamalarla gözaltına alınıp tutuklanabilecekleri” uyarısında bulunmuştu. Hükümet, bu seyahat uyarılarına Dışişleri Bakanlığı’nın resmi web sitesinde yayınladığı “Almanya’ya Seyahat edecek Türk vatandaşlarına uyarı” açıklamasıyla karşılık verdi. Dışişleri Bakanlığı’nın, Türk vatandaşlarına yönelik olarak yayınladığı Almanya’ya seyahat uyarısı bir yanıyla diplomaside mütekabiliyet esasına dayandırılsa da içeriği ve gerekçeleriyle, ciddiyetten uzak bir belgedir. Aynı zamanda böyle bir yaklaşım, çok ciddi bir alan olan dış politika ve uluslararası ilişkiler açısından ülkemizin saygınlığını zedelemektedir.
8.         TÜİK’in kendisinin bile artık içinden çıkamadığı, somut-açık ve şeffaf şekilde izah edemediği büyüme hızı verilerinin inandırıcılığı ve güvenilirliği, hızla erozyona uğruyor!
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir hafta önce yüzde 7 olacağını öngördüğü ikinci çeyrek büyüme hızı, yüzde 5,1 olarak açıklandı. Yüzde 5,3 olan beklentilerin 0,2 puan altında kalan büyüme hızının hemen ardından, TÜİK geriye dönük bir dizi “düzeltme ve hesap yenilemesi” yaparak, 2015, 2016 büyüme hızlarını ve bu yılın ilk çeyrek büyüme hızını da yükseltti. Böylece kâğıt üzerindeki bu hesaplamalar sonrasında geçen yılın büyüme hızı 0,3 puan artırılarak, kişi başına düşen milli gelir de 10 bin 883 dolara yükseltildi. Neredeyse her üç ayda bir hedefler revizyona tabi tutuluyor, hesaplar, oranlar değiştiriliyor. Dolayısıyla içerideki ve dışarıdaki analizlerde kafaları karıştıran bu yeniden hesaplamaların ne ölçüde sağlıklı ve gerçekçi olduğu da ayrıca tartışılıyor.
9.         Yüzde 5,1’lik büyümeye rağmen, 2013’e göre, milli gelirde 120 milyar dolar, kişi başına düşen milli gelirde ise 1.597 dolar kayba uğramış durumdayız. Hükümet bu gerçeği gizlemeye çalışıyor! 
Maliye Bakanı ve Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısının açıklamalarında dile getirmek zorunda kaldıkları gibi, ikinci çeyrek büyümesinde KGF kefaletiyle dağıtılan 207 milyar lira tutarındaki krediler, KDV ve ÖTV indirimleri, kredi ve bütçe kaynaklarıyla tetiklenen iç talep artışı etkili oldu. Hükümet bütçe imkânlarını tükettiği için Hazine borçlanmasına hız vererek devletin çarklarını döndürüyor. Ancak Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Ekonomi Yönetimi bir algı operasyonu yaparak; Türkiye’nin yüzde 5 büyüme hızıyla Avrupa’da birinci, dünyada ikinci olduğunu ifade ediyorlar. Eurostat’ın açıklamalarına göre Türkiye, yüzde 5,1’lik ikinci çeyrek büyüme hızıyla Avrupa’da dördüncü sırada!
10.       Çeyreklik büyümelere bakıp, “Biz yüzde 5 büyüdük, Almanya yüzde 2,1 büyüdü, Türkiye Avrupa’da birinci” diye ortaya çıkmak, kamuoyunu kandırmaktan, yanıltmaktan öte bir şey değildir!
Yılın ikinci çeyreğinde Avrupa'nın önde gelen ekonomilerinden Hollanda yüzde 3,8, Almanya yüzde 2,1, Fransa ve İngiltere ise yüzde 1,7 büyüdü. Almanya ve Fransa’dan daha yüksek bir büyüme oranına ulaşmak, ulusal refaha ve küresel rekabete yansıması açısından fazla bir katkı ifade etmiyor. TÜİK rakamları ortada. Türkiye ekonomisinin toplam GSYİH büyüklüğü cari fiyatlarla 734 milyar TL, 1 trilyon dolar bile değil. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi yüzde 5 büyüdüğünde bunun milli gelire, ekonomik büyümeye yansıması ile 3 trilyon doların üzerinde büyüklüğe sahip Almanya ekonomisinin yüzde 2,1’le Türkiye’nin yarısı kadar büyümesinin yansıması arasında, on kata yakın fark var. Yüzde 2-2,5 büyüyen, 3-5 trilyonluk bir ekonominin halkına sağladığı ekonomik refah ile yüzde 5 büyüyen, ancak 800-900 milyar dolar düzeyindeki bir ekonominin halkına sağladığı refah arasında dağlar kadar fark var.
11.       Türkiye’nin hâlâ orta gelir tuzağına yakalanmış, kaynak yaratamayan, teknoloji üretemeyen, katma değer oluşturamayan bir ekonomi olduğunu görmek zorundayız!
Türkiye her türlü hesap yöntemine rağmen, kişi başına düşen milli gelirde yıllardır 10 bin dolara takılıp kalırken, Almanya, İsveç, İsviçre, ABD ve diğer pek çok gelişmiş ülke, yüzde yarım büyüyüp, insanlarının kişi başına düşen milli gelirini 20-30 bin dolar seviyesine çıkartıyor. Kaldı ki, 15 yıldır ülkeyi yöneten AK Parti hükümeti, açıklanan bu verileri kendi uyguladığı ekonomik politikaların son beş yıllık performansı ile bile kıyaslasa, aslında ülke ekonomisinin büyümediğini, milli gelir ve refahın inişe geçtiğini kendisi de görecektir.
                                               2013                            2017-2Ç                      FARK
Milli Gelir Toplamı                950 milyar dolar        834 milyar dolar        -120 milyar dolar
Kişi Başına Düşen Milli Gelir 12 bin 480 dolar        10 bin 883 dolar        -1.597 dolar
TÜİK verilerine göre, 2. Çeyrekte; yatırımlar yüzde 9,49 artmış görünürken, makine-teçhizat yatırımları eksi yüzde 8,62 olmuş, yani küçülmüş. Paralar, kaynaklar toprağa gömülmüş! İnşaat yatırımları yüzde 25 büyürken, inşaat sektörünün büyümesinin yüzde 6,8 olması da açıklanmaya muhtaç! İnşaat yatırımlarındaki artışın temelinde, devletin Kamu-Özel sektör işbirliğiyle ihale ettiği altyapı yatırımları, 3. Havaalanı, Şehir Hastaneleri vs. yatıyor. Makine-teçhizat yatırımlarının gerileme göstermesi, özel sektörün yatırım yapmadığını gösteriyor. Özel tüketimdeki büyüme yüzde 3’ler düzeyinde. Bu da bize KDV, ÖTV indirimlerine rağmen, talep ve tüketimin gerilemeye başladığını ve inişe geçtiğini gösteriyor. Tarımdaki büyümenin yüzde 4’ler düzeyindeki oranıyla, yüzde 5,1’lik genel büyümenin bir puan altında olması, üreticinin, çiftçinin, besicinin halini tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. İkinci çeyrek büyümesinin de ortaya koyduğu gerçek, yatırım ve üretime dayalı, kalıcı bir büyümenin ne yazık ki olmadığı…
12.       Hükümet yıllık yüzde 5’lik enflasyon hedefini tutturabilmek için gıda enflasyonunu kontrol altına almak istiyor. Çözüm yönteminin “merkezi fiyat sistemine geçmek” olup olmadığı tartışmalı!
Hükümetin ekmek fiyatlarını merkezi olarak ve tüm ülke genelinde belirlemek üzere harekete geçmesi, enflasyonla mücadele ve halkın en temel gıdası olan ekmek konusundaki çaresizliğin bir ifadesidir. Ekmeğin fiyatının merkezi olarak belirlenmesi kararı, yakında diğer pek çok üründe narh sistemine geçilmesinin ilk adımıdır. Bir yanıyla tüketiciyi korumak amaçlı gibi görünen bu uygulamalar, tüketici ile üreticiyi ve esnafı karşı karşıya getirecek, çifte fiyat ve arz eksikliğine neden olacak sonuçlar yaratabilir. Halen her ilde fırıncılar odası ile ticaret odaları, esnaf odaları ve il valiliklerinin ortaklaşa belirlediği ekmek fiyatlarının Ankara’dan belirlenmeye başlanması, fırıncı esnafı ile tüketiciyi karşı karşıya getirecektir.
13.       AVM sayısı açısından Avrupa’nın birinci ülkesi konumuna gelen Türkiye’de şimdi baş aşağı bir gidiş yaşanıyor. Çok sayıda AVM kapanırken; dükkân, işyeri sahipleri ve çalışanlar mağdur oluyor!
Hükümetin üretim, yüksek teknoloji ve istihdama dayalı bir ekonomik politika yerine, yıllardır inşaat, rant, AVM ve Rezidans ağırlıklı bir yatırım politikası izlemesinin sonuçlarını, bugün peş peşe kapanan AVM’lerle görüyoruz. Milyarlarca liralık yatırımlarla hayata geçirilen AVM’lerde dolar-euro bazlı dükkân kiraları işyeri sahiplerini çaresiz bırakırken, kapanan işyerleri ve buna bağlı olarak da kapanan AVM sayısındaki artış, aynı zamanda işsizliğin de artması anlamına geliyor. Diğer yandan ise ülke kaynaklarının bu şekilde heba edilmesinin telafisi giderek olanaksızlaşıyor. Yüzde 5,1’lik ikinci çeyrek büyüme hızıyla övünüldüğü bir günde, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu - TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, kapatılan AVM’lerle bir milyar lirayı aşan tutardaki ulusal kaynağın, yok edildiğini gündeme getirdi!
14.       Ağustos ayı enflasyon verilerinde en yüksek artışlardan birisi ulaşım ücretlerinde ortaya çıkmıştı. Eylül ayı enflasyonunda ulaşımdan gelen etkinin daha da artması söz konusu olacak!
Benzin ve Mazot’a peş peşe yapılan zamlar, ulaşımın enflasyonu artırıcı etkisini daha da yukarıya taşıyacak. Döviz gerilerken, kurlar düşerken akaryakıta yapılan bu zamların yanı sıra, İstanbul’da taksi ücretlerinin de yüzde 15 artırılması, dar gelirli insanlarımızın ulaşım konusundaki harcamalarla baş edemez duruma gelmelerine yol açacaktır. Akaryakıt zamlarının hemen ertesin okul servis işletmecileri de ücretlerine yüzde 20’ye varan düzeylerde zam yaptılar. Enflasyon yüzde 10 düzeyindeyken, bunun 1,5-2 katına varan fiyat artışları, halkın enflasyona ezdirilmesinden öte bir şey değildir. Hane halkı harcamaları, giderleri içerisinde yüzde 60’tan fazlasını oluşturan gıda, ulaşım ve kiranın payı, bu zamlardan sonra daha da yükselecek.
15.       Akaryakıta yapılan zamların yansıması sadece ulaşımda değil, diğer iş kollarındaki zincirleme etkiyle, pek çok ürünün, mal ve hizmetin fiyatlarına da otomatik zam yağmuru şeklinde yansıyacak!
Ankara'da litresi ortalama 4,60 liradan satılan mazotun litre fiyatı 4,66 lira olurken, İstanbul'da 4,55 liradan 4,61 liraya, İzmir'de 4,59 liradan 4,65 liraya yükseldi. Temmuz’da hükümetin enflasyon farkıyla birlikte, memur, işçi ve emeklilerin aylıklarında ikinci altı ay için yüzde 5 artış yaptığını, 2018 yılı için maaş artışının ilk altı ayda yüzde 4 olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, milyonlarca çalışan ve emekli, ücret artışlarının üç-dört kat fazlası düzeyde harcama yapacak. 50-60 liralık yeni bir artış için 2018’nin Ocak ayını beklemek zorunda kalacaklar. Çiftçi vaat edilen mazot desteğini bile alamamışken, tarlasını sürmek için ödeyeceği mazot faturası katlanacak! Bu adaletsiz zamlar, halkı yoksullaştıracak. Hükümetin çalışanları enflasyona ezdirmeyecekleri vaatleri her zaman olduğu gibi sadece “sözde” kalacak!
16.       Türkiye Kamu-Sen’in her ay açıkladığı asgari geçim endeksi sonuçlarına göre, Ağustos sonunda dört kişilik bir ailenin asgari geçim sınırı 5 bin 334 lira!
Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yapmış olduğu 2017 Ağustos ayına ait asgari geçim endeksi sonuçları açıklandı. Ağustos 2017 fiyatları ve enflasyon endeks artışları üzerinden belirlenen tutarlar:
-           Çalışan tek kişinin yoksulluk sınırı, 2 bin 587 TL
-           Çalışan tek kişinin açlık sınırı, 1.997,46 TL
-           Dört kişilik bir ailenin asgari geçim sınırı, 5.334,15 TL
-           4 kişilik bir ailenin sağlıklı bir biçimde beslenebilmesi için gerekli harcamanın günlük 40,63 TL olduğu belirlenirken, ailenin aylık gıda harcaması toplamı, 1.218,93 TL
Asgari insanca yaşam için gerekli bu tutarların çok altında ücret ve maaşlarla yaşamını sürdüren milyonlarca insanımız, uygulamaya konulan son akaryakıt zamları ve bunun zincirleme yansımasıyla asgari geçim ve yoksulluk sınırının iyice altına düşecek!
 

Bu yazı 35 defa okunmuştur. Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu yazı henüz yorumlanmamış...


 Yazarın Diğer Yazıları
 
Türkiye zor bir viraja girdi
Sorunları barışla aşacağız
Erdoğan Toprak'tan Laiklik ve Sporda Şiddet Çıkışı!
Türk Sporu'nun AKP ile çöküşü
Toprak: Asıl sorulması gereken IŞİD kaynağı nereden buluyor?
Erdoğan Toprak Habertürk'te 22 Ekim 2015
Erdoğan Toprak Fox TV'de - 21 Ekim 2015
Toprak: Projelerimizin pozitif algı oranı %60'ın üzerinde
12 Eylül Yasalarını Çöpe Atacağız
Milletçe alkışlıyoruz
Listemize kayıt olun, haberler ve gelişmeler e-posta kutunuza gelsin.
E-Posta Adresiniz:
     
 
AB, Türkiye'ye vizeyi kaldıracak mı?

Vizenin kalkacağına inanıyorum
AB'nin samimi olmadığını düşünüyorum
Mülteci anlaşmasının uygulanmasında tereddütlüyüm
Türkiye 72 kriteri yetiştiremeyebilir
AB, mülteciler için Vize ile Türkiye'yi oyalıyor
Bir fikrim yok

Sonuçları göster Anket arşivi
 
     
 
 
 
 
 
Özgeçmiş
Bize ulaşın
Soru sorun
Günün tüm haberleri
Duyurular

 

GÜNDEM
Güncel
Ekonomi
Siyaset
Dünya
Yaşam
Kültür Sanat
Bilim ve Teknoloji
Diğer
 
UZMAN BAKIŞI
Siyaset
Dış Politika
Ekonomi
Enerji
Diğer
BASIN DÜNYASI
Basın Bültenleri
Medya Etkinlikleri
 
TBMM FAALİYETLERİ
Erdoğan Toprak
CHP
CHP İŞ DÜNYASI
Ziyaretler
Üye Vekiller
Duyurular
Yayınlar
   
 
E-KÜTÜPHANE
Dergi
Makale
Kitap
Araştırma
Raporlar
Meclis Bülteni
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ